Seslerin Koklandığı Renklerin Duyulduğu Bir Dünya

06 / Mart/ 2017

Sinestezi Fatma Betül Yıldırım

Hiç çevrenizdeki bir sesi gördüğünüz, gördüğünüz şeyleri duyduğunuz ya da duyduğunuz bir şeyi aynı zamanda tadabildiğiniz oldu mu? Sinestezi, Yunanca kökenli bir kelime olup "birleşik duyu" anlamına gelmektedir. Sinestezik hastalarda herhangi bir duyunun uyarımı otomatik olarak başka bir duyu algısını tetiklemektedir. Hastalık olarak nitelendirilen bu birleşik duyu, sanıyorum yazı sonundaki örneklerin katkısıyla sizin için de aslında hastalık değil çok hoş bir farklılık olacak.

     Sinestezi hastalığı sonradan kazanılan sinestezi ve nedeni bilinmeyen sinestezi olmak üzere iki ayrılır. Genel olarak sonradan kazanılan sinestezi başka hastalıkların varlığında ortaya çıkarken nedeni bilinmeyen sinestezi yaklaşık 25.000 kişide bir görülen nadir rastlanan bir durumdur. Her sinestezi hastası, hastalığı aynı derece yaşamaz. Bu nedenle sinestezi hastalığıyla ilgili genelleme yapmak oldukça zordur. Örneğin; en sık rastlanan şeklinde kişi, harfleri renk olarak deneyimler. Her harf, kişi tarafından farklı bir renk olarak algılanır; kodlanır. Bu kişiler tatları, kokuları ya da sesleri renk olarak algılamazlar. Tatları, kokuları, sesleri renk olarak algılayan sinestezikler ise daha az görülmektedir. Bu gruba dahil olan sinesteziklerin hafızaları diğer gruba nispeten daha zayıftır. Yaşadıkları ve hatırlayamadıkları bir olayı seneler sonra hafızaları sayesinde değil, olaya atfettikleri bir koku sayesinde hatırlayabilirler. Onlarda hafıza; koku, ses, tat gibi algıları beyne renk olarak işler. Sinesteziklerin çoğu için, sinestezi tek yönlüdür. Yani sesleri renk olarak deneyimleyen bir kişi, renkleri ses olarak deneyimlemez.

     Sinesteziklerin çoğu, diğer insanların algısal deneyimlerinin bir parçası olarak aynı deneyimleri yaşamadıklarını öğrendiğinde veya fark ettiğinde, önce büyük bir şaşkınlık yaşar. Çünkü o zamana kadar herkesin kendisi gibi algıladığını kabul etmiş ve düşünmüştür. Bu hastalığa yakalanan insanlar kendilerinin ölü olduğuna inanırlar. Bazı hastaların bu inançlarını ispat etmek için intihar girişiminde bulundukları görülmüştür.

     Sinestezi hala gizemini koruyan bir hastalık olmakla birlikte çoğu kez bir yetenek olarak da algılanabiliyor. Tarih boyunca birçok ünlü sanatçının sinestezi hastası olduğu ve müthiş eserler ortaya çıkardığı biliniyor. Sanatçılar gibi bu farklılığını daha sonradan fark eden toplumun içinden sıradan diye adlandırdığımız ama aslında bu yetiyle asla sıradan olduklarını kabul edemeyeceğimiz pek çok kişi de mevcut. Hadi hep birlikte bunlardan birkaç tanesini görelim:

     Daniel Tammet: 2004 yılında Oxford Üniversitesine gidip ‘Ben pi sayısını 22.500 üncü rakamına kadar söyleyebilirim’ diye ortaya çıkıp, 5 buçuk saati aşkın bire süre rakamları sıralayarak gerçekten de hatasız sayabilen bir sinestezik. Rakamları bizim gördüğümüzden çok farklı, neredeyse manzara resimleri gibi, farklı ışık yoğunlukları, boyutlar, yüzeyler ve şekiller olarak görüyormuş ve çarpımları yaparken de sayıları değil, bu manzaraları ve onların sonucundan doğan yeni manzarayı okuyormuş. Mesela ona göre 9 rakamı uzun ve ürkütücü olabilen bir rakam iken, 1 parlakmış. 6 çok küçükmüş, o kadar ki görmekte zorlanıyormuş. Bunun dışında asal sayılar da zihninde bambaşka bir görüntü canlandırıyormuş bu yüzden özellikle asalları çok seviyormuş. Tammet’in yetenekleri bununla da sınırla değil. Mucize adam, herhangi bir dili 7 gün içerisinde konuşabilecek hale gelebiliyor, ki bu dillerin içerisinde İzlandaca gibi öğrenmesi oldukça zor olan dil grupları da var.

     Melissa S. McCracken: 15 yaşına kadar her konserin, her kitabın veya matematik formülünün bir rengi olduğunu hissederdi. Daha doğrusu o yaşına kadar bunu herkesin yaptığını düşünürdü. Bir gün kardeşine C harfinin hangi renk olduğunu sorduğunda, aslında kimsenin bunu bilmediğini ve bunu hissetmediğini fark etti. Sadece kendisi seslerin, hareketlerin rengini görebiliyordu.

     Olivier Messiaen: Fransız besteci ise bestelerinin sinestezik durumundan doğduğunu söylüyordu: “Ne zaman bir müzik dinlesem veya notalara baksam, renkleri görürüm. Bryce Canyon’ın piyesine beste yaptığımda, uçurumların rengi kırmızı ve turuncuydu.” der.

     Vladimir Nabokov: Besteci yazar “Speak Memory” (1966) adlı otobiyografisinde, bu deneyimlerini çok açık olarak dile getiriyor; renkleri işittiğini, ancak işitmenin uygun bir tanımlama olamayacağını da belirterek x’i sert metal, z’yi yıldırım bulutu gibi, q’yu k’dan daha kahverengi, p’yi olgunlaşmış elma yeşilinde, t’yi ise fıstık yeşili; g, h ve j harflerini ise kahverenginin farklı tonlarında deneyimlediğini söylüyordu.

     Şimdi ise biraz düşünelim, acaba böyle bir hastalığımız olsun ister miydik? Böyle bir soru bile sormama neden olan şey sizce sahiden hastalık mıdır yoksa yetenek mi? Neden duyduğum bazı şeyleri aynı zamanda görmeyeyim, neden gördüğümü de tadamayayım? Mesela dokunduğumuz şeylere ait sesleri duymak nasıl olurdu? Ben düşünüyorum da... Bence olağanüstü!

İlgili videolar:  1.bölüm -http://www.youtube.com/watch?v=42fGTLJyLss

                         2.bölüm - https://www.youtube.com/watch?v=KjbkKKPoa4E

                                         http://www.youtube.com/watch?v=aIEiOrxhtNQ

                                      





BİZE YAZIN

İsim

E-Posta


Yorumunuz